14 Mart 2012 tarihinde Antalya’da yapılan 2. Uluslararası Evde Sağlık Hizmetleri Kongresi’ne canlı olarak bağlanan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Sağlıklı Nesiller derneği Yönetim Kurulu Başkanı Enginer birdal ile konuşarak Kongre’ye başarı mesajlarını iletti.

Kongre'nin açılış konuşmalarını Sağlıklı Nesiller Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Enginer Birdal, Evde Sağlık Hizmetleri Derneği Yön. Kur. Başk. Op. Dr. Orhan Koç, Türkiye Kamu  Hastaneleri Kurumu Başkanı Uzm. Dr. Hasan Çağıl,  Sağlık Bakanlığı Bakan Yardımcısı Agah Kafkas ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müsteşar Yard. Nail Abdulgazi Alataş yaptı.

                Enginer Birdal yaptığı açılış konuşmasında; 2005 yılında yayımlanan Yönetmelikle birlikte Sağlıklı Nesiller Derneği'nin kurulduğunu, bu tarihte bazı belediyeler ve özel sektör tarafından yürütülen evde sağlık hizmetlerinin İl Sağlık Müdürlüklerinin denetimine girmesiyle sistemli bir yapıya kavuştuğunu söyledi. Evde sağlık hizmetlerinin kökeninin Türklere ait olduğunu ifade eden Birdal, “Biz evde sağlık hizmetlerimizi manevi bakış açımızla yürütüyoruz. Çalışırken ibadet ediyoruz. Batı bu konuyu kapitalist bakış açısıyla ele aldı şimdi zor durumda” dedi.

                Kongre’nin Tıp Bayramı ile birlikte yapılmasının farklı bir anlamı olduğunu belirten Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Orhan Koç, hekimlerin yaşamlarının her kesitinde hastaları ile beraber olduklarını, gecenin geç bir vaktinde banka işlemleri için bankacının çağırılmayacağını, ancak sağlık hizmeti sunumu için e üst düzey sağlık çalışanından yardım alınabileceğini söyledi. Hiçbir sağlık çalışanın bundan dolayı öfke kızgınlık hissetmeyeceğini çünkü sağlık çalışanın kendisini bu konuya adamış birey olarak gördüğünü belirtti.

                Koç ”Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde anne ölümleri bebek ölümleri gibi çok öncelikli hizmetlerimiz kabul edilebilir sınırlara çekildi. Bundan sonra rehabilitasyon hizmetleri, evde sağlık hizmetleri gibi  daha sosyal içerikli ve uzun soluklu hizmetlere yönelik çalışma yapmamız aşikardır. Evde sağlık hizmeti sunduğumuz bireylerin aslında önlenebilir sebeplerden dolayı yatağa bağımlı olduğunu biliyoruz. Obezite, diyabet, hipertansiyon, sigaranın sonucunda kişilerin komplikasyonlara maruz kaldığını ve bu nedenle yatağa bağımlı hale geldiğini biliyoruz. Bakanlık olarak en büyük hedeflerimizden birisi; kronik hastalıklardan korunma, bu davranışı insanlara yansıtma ve alışkanlık hale getirmedir” dedi.

                Evde sağlık hizmetlerini 2 yıldır uyguladıklarını, bu hizmeti alan 135 bin hastanın bulunduğunu anlatan Koç,evde sağlık hizmetlerinin hastanın muayenesi, kan tahlili, pansuman gibi geniş yelpazesinin bulunduğunu belirtti. Amaçlarının yatağa bağımlı hastanın yaşam kalitesini artırmak ve hastaneye yatma sıklığını azaltmak olduğunu dile getiren Orhan Koç, böylece hastaların hastanede geçirdiği süreleri azaltarak ev ortamında aile bireyleriyle yaşamalarını sağladıklarını kaydetti.

                Türkiye’de yatağa bağımlı hasta sayısının tahminen 150 bin olduğunu anlatan Koç, bu hastaların tamamına ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti. Evde sağlık hizmetlerinin hastanın yaşam kalitesini ve konforunu artırdığı gibi hasta yakınlarının da iş yükünü azalttığına dikkat çeken Koç “Yatağa bağılı bir hastayı asansörü olmayan bir binadan hastaneye götürmek büyük bir dram. Yatağa bağımlı hastalar genelde uzun bakım isteyen bireylerden oluşuyor. Hastanede ortalama 7 ay tedavi görüyorlar. Hastanenin enfeksiyon riski artıyor ve tedavi süresi uzadığı gibi tedavi maliyetleri de artıyor. Evine çıkardığımız zaman hem hasta hem de hasta yakınları mutlu oluyor. Hastanın morali yerine geldiği için tedavi süresince de kullandığımız ilaçlar ve diğer tıbbi malzemeler de azalma oluyor” dedi.

                Evde sağlık hizmetleri kapsamında Avrupa’daki ülkeler arasında bu kadar kapsamlı hizmet veren tek ülkenin Türkiye olduğuna dikkat çeken Koç,”Yatalak hastalara ağız ve diş sağlığı hizmeti de veriyoruz. Bu bizim sosyal devlet anlayışımızı ortaya koyuyor. Spastik ve özürlü çocukların diş sağlığı büyük bir dram ve sorun oluşturuyor. Kanal tedavisi gereken hastaları hastaneye nakil ederken bazı yatalak hastaları da mobil ekiplerimiz ile evlerinde tedavi ediyoruz.

                               Çünkü diş ve damak sorununu çözmeden kişinin beslenmesi ile ilgili sıkıntı giderilemez. Beslenme olmayınca da hastayı ayağa kaldırmak mümkün olmayacaktır. 2012 yılında evde tedavi hizmeti alan bütün hastaları diş kontrolünden de geçirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.

                Yatalak hastaları tedavi ederken psikolojilerini de düşündüklerini ifade eden Koç,evlere giden ekiplerin tamamında psikologlar bulunduğunu vurguladı. Hastaların tedavisinde psikologlardan faydalandıklarını belirten Koç, sözlerini şöyle sürdürdü; “Evde tedavi hizmetleri kapsamında din psikolojisi üzerine doktora yapmış ilahiyatçılardan da faydalanmak istiyoruz.Bu hastaların manevi duyguları da çok önemli. Bir insanın ruh sağlığının ve beden sağlığının beraber olmasını hedefliyoruz. hastalar hangi inanç ya da mezheptense onunla ilgili manevi bütünlük sağlamaya çalışıyoruz.

                Din görevlisi dediğimiz zaman imamlar akla geliyor. Bu kavram geniştir. Papaz, haham ve imam da vardır. Başka bir inanıştaysa ona göre yetişmiş insanlar var. Onlardan faydalanmak istiyoruz.”dedi. Bu hizmeti verirken hasta psikolojisiyle, algılamasıyla ilgili eğitim almış, din psikolojisi üzerine doktora yapmış insanlardan ilahiyatçılardan bahsettiklerini anlatan Koç, “klasik camide vaaz veren din adamından bahsetmiyoruz. Psikoloji eğitimi almış, hastaya yaklaşım eğitimi almış kişileri kastediyoruz. Bu şekildeki din görevlisinin sayısı Türkiye’de 60-70 kadar.

                Bu şimdilik bir düşünce ve fikirsel anlamda tartıştığımız bir konu. Diyanet İşleri Başkanlığı ile din adamlarına sağlık çalışanları tarafından sertifikasyon eğitimi yapsak, din psikolojisi konusunda eğiterek evde hizmeti verebilsek seklinde görüştük.” diye konuştu.

                Bu düşüncenin önümüzdeki yıllarda yetişmiş insan gücü ile entegre edilebilecek bir hizmet olduğunu ifade eden Koç, bunların vizyon projeler olduğunu vurguladı.

                Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı Hasan Çağıl  yaptığı konuşmasında, evde sağlık hizmetlerine yönelik olarak şartların ve kuralların zaman içinde daha da netleşeceğini söyledi. Çağıl, “Evde sağlık hizmetleri ile evde bakım hizmetlerini birbirine karıştırmamak gerekir.  Önümüzdeki dönemde evde bakım hizmetlerini biraz daha sağlık personeli dışına doğru yönlendirmemiz, sağlık personelinin gözetimine bağlı olarak yürütmemiz gerekecektir. Hastanelerimizde zaten sağlık personeli ihtiyacımız çok büyük. Durum böyle iken, mevcut sağlık personelinin bir bölümünü evde bakım hizmetlerine yönlendiremeyiz.  Eğer insan kaynağımızı artıramazsak, ulaştığımız ev sayısı vermiş olduğumuz hizmetin kalitesi açısından istenen seviyelere ulaşamayız” diye konuştu.

                Devleti milletin emrine sunarak Cumhuriyet tarihinin en önemli işinin başarıldığını ifade eden Sağlık Bakanlığı Bakan Yardımcısı Agah Kafkas, “Devleti milletin emrine sunarken hiçbir sınıf, zümre, din, inanç ayrımı yapmadan, hizmet etmek için bütün insanları insan oldukları için kucaklayan bir anlayışla büyük bir dönüşümü gerçekleştirdik. Bu topraklarda önce devlet kutsandı. Vatandaş, devleti temsil eden bürokratın karşına çıkarken hep ezildi, horlandı hep ötekileştirildi. Şimdi muazzam bir dönüşüm gerçekleşti. Devlet milleti için vardır ve millete hizmet etmek için vardır. Çağdaş devlet dediğimiz ülkelerde durum böyledir. Devlet, ben ihtiyaç hissettiğim zaman yanımda olandır. İşte devleti milletin emrine sunma konusunda en büyük proje Sağlıkta Dönüşüm Projesi'dir. Bu muazzam projeyi gerçekleştiren herkesi minnetle, şükranla selamlıyorum” dedi.

                Kafkas halkın sağlıkçılara çok güvendiğini ifade ederek, “Çünkü deprem olduğunda ilk ulaşanlar onlar oluyor. Van depreminde ekibimiz olaydan 20 dakika sonra hasta taşımaya başladı. Bu hükümetin bakanı 3 saat sonra afet yerindeydi. Normalleşme gerçekleşene kadar en az iki müsteşar yardımcımız, 2 genel müdürümüz sürekli orada oldular. Sürekli acıyı yaşadılar, acıya merhem oldular”dedi.

 
<< Geri