"Devlet Hastanesi Yerine, Millet Hastanesi Kavramı"

         6 Nisan 2012 tarihinde Fonet Bilgi Teknolojileri A.Ş. Kurumsal İletişim Direktörü Okan Küçükersan’ın Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.
                 

        -Kamu hastanelerindeki yatırım ve modernizasyon ile birlikte, özel sektörde de büyük yatırımlar yapıldı. Özel hastane ve polikliniklerin sayısı büyük bir hızla arttı. Şuanda sağlık kuruluşlarımız, ülke nüfusu ve verilen hizmet kalitesi anlamında yeterli mi?

Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren, ulaşılabilir, eşit, ayrımcılıktan uzak, devlet adı yerine millet kavramını öne çıkaran insanlarımızı kucaklayan hastane modelini benimsedik. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hedeflerinden biri; verimlilik,“kaynakları uygun şekilde kullanarak maliyeti düşürüp, aynı kaynakla daha fazla hizmetin üretilmesi” olarak tanımlanmıştı. Programda; insan kaynaklarının dağılımı, malzeme yönetimi, akılcı ilaç kullanımı, sağlık işletmeciliği ve koruyucu hekimlik uygulamalarının bu esas çerçevesinde değerlendirileceği vurgulanarak, ülkemizin bütün sektörel kaynaklarının sistem içine alınması ve entegrasyonunun sağlanması yoluyla verimliliğin artırılacağı belirtilmişti.

Bu çerçevede hastanelerin tek çatı altında

birleştirilmesi ile sağlık hizmeti sunumunda rol alan bütün kaynaklarımızı halkın hizmetine seferber etmeyi hedef aldık. Sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyulduğu andan itibaren uygun zamanda ve etkili bir şekilde müdahale, sağlık tesislerinin hizmet alanlara ve verenlere yönelik ergonomik düzenlenmesi, dezavantajlı gruplar için kolaylaştırıcı yaşam alanlarının yaygınlaştırılması, kişilerin mahremiyetinin korunması, hizmet sunucusunu seçme hakkının temin edilmesi, kendi sağlıkları konusundaki karar süreçlerine katılımlarının sağlanması, saygınlık, etkili iletişim ve tedavi sırasında sosyal destek ağlarına erişiminin sağlanması devlet-millet-hastanelerimizin de temel anlayışıdır.

                Türkiye'de sağlık alanı olarak belirlediğimiz 29 bölgemiz var. Bu bölgelerimizde 22 büyük şehir hastanesi tasarlamış durumdayız, belki bu sayıyı biraz daha artıracağız. Bu büyük sağlık kampüslerinin, şehir hastanelerinin başlıcalarını İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illerimizde yapacağız.

                Bu sağlık alanları bulundukları şehirlerin yanı sıra çevre şehirlere de hizmet veren referans merkezleri, yani en önemli hastalıkların da tedavi edilebildiği ve böylece vatandaşın çok uzak bir yere gitmeden kendisine yakın bir yerde hizmet alabileceği alanlar olacak.

                Bu alanlara gittiğinizde tamamen çevreyle barışık, tertemiz çok nezih bir mekân ile karşılaşacaksınız. Her yönüyle geniş, modern, refah mekânlarda tedavilerinizi, işlemlerinizi yaptıracaksınız. Hastane bahçelerinde oto pazarı gibi sıralanmış otoları görmeyeceksiniz. Oto parklar yeşil alanların altında konumlanacak. Büyük iş merkezlerinin ya da çok büyük otellerin giriş alanlarına benzeyen ferah mekânlarda sizi hostesteler karşılayacak. Zaten randevulu bir kişi olacaksınız, biliyorsunuz bu randevu sistemi 2012'nin başlarında inşallah bütün Türkiye'ye yayılmış olacak. Eğer bir taşınma zorluğunuz varsa, engelliyseniz ya da ağır hastaysanız, golf arabalarıyla ya da benzeri araçlarla taşıyacağız. Muayenenizi olduktan sonra hastanenin içinde kanı şuraya ver, evrakı buraya ver, şuradan şunu getir, buradan bunu getir işlemlerini tamamen kaldırıyoruz. Yatış gerekiyorsa sizin için, yattığınız oda son derce konforlu, banyosu, tuvaleti, refakatçisi, televizyonu her şeyiyle modern bir ortam sunuyoruz.

                -Devlet hastanelerinin özel sektörle rekabet içinde hizmet sunması, sağlık hizmetlerinde kalitenin artmasında etkili olduğu söyleniyor. Devlet hastanelerinin durumunu nasıl görüyorsunuz?

                Devlet hastanelerinin özel sektörle rekabet içinde hizmet sunması, sağlık hizmetlerinde kalitenin topyekûn artmasında etkili oldu; bu etki gittikçe daha fazla fark edilecektir. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nda ülkemizin sağlıkla ilgili bütün sektörel kaynaklarının sistem içine alınarak birbiriyle uyumun sağlanması ve böylece verimliliğin arttırılması öngörüldü. Hastanelerin tek çatı altında birleştirilmesi bu amacın hayata geçirilmesinin somut bir adım oldu.

                Önemli bir diğer adım ise, özel sektörün gerçekleştirdiği yatırımların sisteme katılarak, hastalarımızın kendi sosyal güvenceleri kapsamında buralardan yararlanmasına fırsat verilmesidir. Artık kamu ve özel ayrımı yapılmaksızın ülkemizin bütün kaynakları vatandaşlarımızın hizmetine sunuldu. Özel sağlık kurum ve kuruluşlarının kapılarını kamu sigortası kapsamındaki vatandaşlarımıza açması devlet hastanelerinin iş yükünü de azalttı. Böylece sağlık hizmetlerinde büyük ölçüde kamuda olan yük, kısmen özel sağlık kuruluşları ile paylaşılarak, sağlık hizmetleri sunumu kolaylaştırıldı.

                Aynı zamanda, özel sağlık sektöründe kayıtlı çalışma arttı. Bunun sonucunda üretilen değerler üzerinden kamuya ayrılan paylarda artışlar oldu. Sektör daha dikkatli denetlenmeye başlandı. Diğer yandan özel sağlık sektörü bu uygulamayla yeni ivme kazanarak, önemli ölçüde yatırım gerçekleştirdi. Vatandaşı korumak üzere, özel hastanelerin alabileceği ilave ücretlere de kısıtlamalar getirdik. Acil ve yoğun bakım tedavilerini kamu ve özel tüm hastanelerde ücretsiz vermeye başladık. Özel hastanelerde yanık, kanser, yenidoğan, organ nakilleri, doğumsal anomaliler, diyaliz ve kalp damar cerrahisi işlemlerinden ilave ücret alınmamasını sağladık.    Bu son uygulamalar özel  hastanelerin büyük çoğunluğunu giderek halk hastaneleri olma yönünde bir değişime yöneliyor. Özel sağlık kuruluşları bu sürece uyum aşamasında.

Hastanelerimizi tıbbi cihaz fakiri olmaktan kurtardık. Modern tıbbın hizmetine giren son teknoloji cihazları birçok gelişmiş ülkeyle aynı zamanda vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. 2002 yılında kamuda 869 olan yoğun bakım yatak sayısını 10 kat artırarak 2010 yılı sonunda 8.239'a çıkardık. Ülkede toplamda yoğun bakım yatak sayısını 8 kat artırdık. Yoğun bakımlardaki hizmetleri seviyelendirerek verilen hizmet kalitesinde çok önemli iyileştirmeler gerçekleştirdik.

                -Sağlık kuruluşlarında hasta yoğunluğunun arttığını görüyoruz, bunu nelere bağlıyorsunuz?

                Ülkemizin gelişmesi ile beraber gelir artışı, bilinç düzeyi, sağlığa erişimin kolaylaştırılması ve sağlık sistemimize güvenin artması hastanelerimizin yoğunluğunu artırmaktadır. Şu an uyguladığımız program özel-kamu ayrımı olmadan sağlık hizmeti sunmayı öngörüyor. Tüm sağlık sunucularının yoğunluğunun arttığını söyleyebiliriz.

                -Aile Hekimliği, ülke genelinde uygulanıyor. Bu uygulamada başarı sağlandı mı? Halkın ilgisi ve bilgisi yeterli mi?

                Aile Hekimliği Türkiye Modelini, geçmişte yapılan bütün çalışmaları değerlendirerek, sağlıkta önemli mesafeler kat etmiş veya bu yolda ilerleyen çeşitli gelişmiş ve gelişmekte olan ülke örneklerini yerinde inceleyerek, ülkemizin koşullarını da göz önünde bulunduran bir anlayışla hazırladık. Halen 81 ilimizde birinci basamakta Aile hekimliği modeli uygulamaktayız.

                Aile hekimliği bugün bütün Avrupa'nın 50 yıldır, 60 yıldır, 70 yıldır bir kısmını uyguladığı bir sistem. Türkiye'de de sistemin ne kadar olumlu sonuçlarının olduğunu hepimiz biliyoruz. Aile hekimliğiyle Türkiye'de koruyucu sağlık hizmetleri, temel sağlık hizmetleri, vatandaşın evinden aldığı hizmetler, köylere götürülen mobil sağlık hizmetleri bunlarda o kadar büyük gelişmeler oldu ki. Bugün siz eğer aile hekiminizle irtibattaysanız ki bütün vatandaşlarıma tavsiye ediyorum, lütfen özel hastaneden hizmet alabilecek gücünüz bile olsa mutlaka aile hekiminizle irtibat kurun. Çünkü sürekli bir kayıt sistemi yapıyoruz. Halkın memnuniyet düzeyi bu uygulamada da çok arttı.

                -Yaşlı ve hastalara evde bakım hizmeti konu-sunda verilen hizmetler hakkında bilgi alabilir miyiz? Kaç kişi bu hizmetten yararlanıyor?

                Bizim hesaplarımıza göre yaklaşık olarak Türkiye'de 100 binle 140 bin vatandaşımızın böyle bir hizmete ihtiyacı var. Onun için vatandaşlarımızı teşvik ediyoruz. 444 38 33 numaralı bir telefonumuz var. Her kimin evinde bir yatalak hastası, engelli, yatağa bağımlı bir yakını varsa lütfen bu telefonu arasın. İl müdürlüğümüzden ekipler eve gidiyorlar, değerlendirme yapıyorlar. Gerçekten bu ihtiyaç varsa evde sağlık bakımı programına alınıyor ve bu vatandaşımıza hizmet veriliyor. Eğer hastanın hastaneye gitmesi gerekirse evde bakım araçlarıyla hastaneye biz taşıyoruz. Zaten sedyeyle gitmesi gerekirse ambulansla alıp götürüyoruz. Ama bazen kendisi yürüyemez, engellidir ya da ağır hastadır ama illa bir ambulans da gerekmez, acilen gitmesi gerekmiyordur. Evde bakımıyla ilgili olarak da diyelim ki elektronik kullanımlı bir karyolaya ihtiyacı var, onu da biz koyuyoruz. Ya da havalı bir şişme yatağa ihtiyacı var, sürekli yattığı için yaralar açılmasın diye evine onu biz koyuyoruz, ilaç-larını, tıbbi malzemesini, oksijen ihtiyacı varsa o oksijeni evde sağlayacak cihazı, sonda ihtiyacı varsa sondasının değiştirilmesini biz sağlıyoruz. Yani evinde yapılabilecek her türlü sağlık bakımını Sağlık Bakanlığı olarak biz evinde vermeye başladık, halen 100 bin vatandaşımıza bu hizmeti veriyoruz.

                -Kamuoyunda uzun süre tartışılan yabancı doktor ve hemşirelerin ülkemizde çalışabilmesinin yolu açıldı. Bu yönde hangi ülkelerden talep var ve yabancı doktor ve hemşireler ne zaman göreve başlayacak? Bunların halkla iletişiminde sorunlar yaşanabilir mi?

                Türkiye'de 100 bin, kişi başına 150-155 civarında hekim düşüyor. Avrupa ortalaması ise 350 civa-rındadır. Türkiye'de doktor sayısı çok az. Doktor sayısının mutlaka artırılması lazım. Tıp Fakültesi konten-janları, biz göreve geldiğimizde 5 binin altındaydı, şimdi 8 bine kadar yaklaştı. 12 bine kadar ulaştırmak lazım. Üniversitelerle, YÖK'le bu hususta görüşü-yoruz. Biliyorsunuz bunu YÖK'ün başarması lazım. Hükümet olarak biz bu hususta her türlü desteği de YÖK'e veriyoruz, bundan sonra da vereceğiz. Yabancı sağlık personeli çalıştırılması için mevzuat hazırlıyoruz. Önümüzdeki aylarda bunu tamamlamış olacağız inşallah.

                Hazırlanacak düzenlemede diploma denkliği ve Türkçe bilmek iki temel prensip olarak yer alacak. YÖK'ten denklik alan yabancı hekim ve hemşirelerin bu belgeyle diplomalarını Sağlık Bakanlığı’na onaylat-maları gerekecek. Bu kişiler ayrıca Türkçe bilme şartını taşıyıp taşımadıklarının belirlenmesi için de Türkçe ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi (TÖMER) tarafından yapılması planlanan sınava girecek.

                -Sağlık Serbest Bölgeleri oluşturma yönünde bir girişim olduğunu ve kanun çıktığını biliyoruz. Çalışmalar ne aşamada?

                Türkiye'de çok ciddi bir teknoloji gelişme alanı bulunduğunu vurgulamak isterim. Sağlık Bakanlığı’nı yeniden yapılandırdık. Yeniden Yapılandırma Kanunu’nda, ofset uygulamalarla ve Türkiye'deki sağlık teknolojilerinin geliştirilmesiyle ilgili maddeler var. Bununla tıbbi ürün ve hizmetlerde yerli üretiminin teşvikini getiriyoruz. Serbest sağlık bölgeleri oluşturarak Türkiye'deki hizmet arzına çok daha geniş bir alan oluşturuyoruz. Türkiye, bir sağlık cazibe merkezi oluyor. Yeni, yeni başladı, ama tüm yaptığımız yeni düzenlemelerle ve gerçekleştirilecek atılımlarla Türkiye Orta Doğu'nun, Asya'nın, Afrika'nın bir sağlık cazibe merkezi olacak. Neden? Çünkü en kaliteli hizmeti daha ucuza mal eden bir ülkeyiz de o yüzden. Bunu yapmak çok kolay değildir. Bu verimliliği gerektiren bir durumdur. Verimli bir sistem ortaya koyarsanız, insan kaynakları ve kullanımı açısından, tıbbi teknolojilerin kullanımı ve mevcudiyeti açısından, bu işi ucuza mal edersiniz.

                Bugün İspanya'da bir MR çektirmek isteseniz karşılığı 250 avrodur. ABD'de MR için bin-bin 500 dolar cebinizden para çıkarken, Türkiye'de ise 80 TL'dir. Sağlık Bakanlığındaki cihazların çoğunu hizmet alımıyla aldık. Kendi insanımıza sağlık hizmetini mükemmel bir şekilde sunuyoruz. Ama bir taraftan da Avrupa'dan ve dünyanın her yerinden gelecek hastaları karşılayacak bir alan oluşturuyoruz. Bu alan, sayıca kısıtlı olduğumuz personeli artırmamızı gerektiriyor.

                -Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde dünyada ilk rahim nakli ve çift kol nakli, son olarak da yüz nakli yapıldı. Sağlık alanındaki bu yenilikleri nasıl buluyorsunuz?

                Bu gelişmeleri tabi çok olumlu buluyorum. Gerçekten oldukça başarılı bir iş çıkarıldı. Ben bu işte emeği olan herkesi tebrik ediyorum. Ancak bu bir ekip işi aslında. Orada nakli gerçekleştiren ekibin büyük bir başarısı var. Onları ben de bir kere daha tebrik ediyorum.  Bu başarı, organları aileleri razı ederek alan özel yetişmiş, eğitim almış arkadaşların, organların taşınmasında kullanılan hava ambulans sistemlerinin, sistemi bir bütün halinde adil bir biçimde yürüten görevlilerimizin ortak başarısıdır. Türkiye'de organ nakliyle ilgili yine hükümetimizin, bakanlığımızın ortaya koyduğu çerçevede başarılmış mükemmel bir iştir. Bakanlık olarak tüm teşviklerimizi ve ilgili yasal mevzuatı hazırlayıp organ nakli işlemlerini koordine ettik. Bu tip nakiller için 4 kuruma izin verdik. Bunlardan birisi Akdeniz Üniversitesi oldu.

                -Sağlık Turizmi konusunda ülkemize yoğun bir talep var. Yurtdışından tedavi amacıyla ülkemize yabancıların gelmesi için Bakanlık olarak yatırımlarınız hakkında bilgi alabilir miyiz? Bu konuda yatırımcılara ne gibi önerileriniz olacak?

                Türkiye'deki sağlık hizmeti, aynı kalitede olmak kaydıyla Batılı ülkelere kıyasla çok daha ucuza mal edilebiliyor. Burada da biz kendimize has bir modelle bunları geliştirdik. Yani bugün Türkiye'de bir MR hizmetini, Sosyal Güvenlik Kurumu 35 euroya mal edebiliyor. Ama bu hizmet Batı Avrupa'da ortalama 200-300 euro’ya mal ediliyor. Şu anda Türkiye'ye 2011 itibariyle yaklaşık bir milyon hasta tedaviye geldi. Diş implantları, gözle ilgili bazı hususlar, ortopediyle ilgili hususlar, açık kalp ameliyatlarıyla ilgili hususlar. Bir taraftan özel sektör, bir taraftan kamu sektöründe seçtiğimiz hastanelerle sağlık turizmini de Türkiye'de geliştiriyoruz.

                Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız için Türkiye' de tedavi olma ve ileri yaş sürecini geçirme konu-sunda çalışmalar yapıyoruz. Sağlık turizmi çalışmalarını tatil yöresi dediğimiz illerimizde yoğunlaştırdık. Buralarda yabancı dil bilen uzman sağlık personeli istihdam ettik. Tüm tıbbi yenilikleri ve teknolojileri yakından takip edip daha ucuza daha kaliteli sağlık hizmeti sunuyoruz. Bu konuda oluşturduğumuz koordinatörlüğümüz bünyesinde Yurt Dışı Koordinasyon Şube Müdürlüğü, Medikal Turizm Şube Müdürlüğü, Termal Turizm Spa-Wellnes Şube Müdürlüğü ve İleri Yaş ve Engelli Turizmi Şube Müdürlüğü bulunuyor.

                -Hacettepe Üniversitesi’nde ölümle sonuçlanan organ nakli hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? İstenmeyen sonucun alınmasında nakil yapan uzmanların ve hastanelerin  rekabetinin etkisi var mıdır?

                Bu meselenin birkaç boyutu vardır ve en önemli boyutu bu organların nakledildiği kişiler ve aileleridir. Bir defa onları korumamız lazım. Bu işlerde vatandaşın üzerine çok itina etmek gerekir. Nakil için organ ya da dokuları bağışlayan aileler ya da kişilerin hatırasına, onların bugünkü taleplerine itina etmek gerekir. Bu kadar zor bir işe soyunmuş olan bilim insanlarının, onlara yardımcı olan personelin psikolojisini de düşünmek lazım. Kolayca, suçlayıcı tavırların içine girmeyi doğru bulmuyorum. Nakillerin kamuoyunda hassasiyet yaratmasından dolayı, nakil yapan cerrahların ve etik alandaki uzmanların oluşturduğu, yılda iki kez yapmayı planladığımız Kompozit Doku Nakli Bilimsel Kurul Toplantısını erkene alarak, her iki üniversitemizin ön raporlarını değerlendirmesini istedik. Tek bir toplantıyla kamuoyuna detaylı bir şey söylemek mümkün olmayabilir. Tek tek kişilerin düşüncelerini alarak bunları polemik konusu haline getirirsek, Türkiye’de yeni yeni gelişmeye başlamış olan organ nakli konusunda vericiler tarafındaki arzuyu azaltabiliriz. Bu iş hususunda bilim insanlarımızın, üniversitelerimizin ciddi moral ve motivasyon kazandığını biliyoruz. Polemikler, moral ve motivasyonu geriye atabilir. İtina etmemiz lazım. Şundan herkes emin olmalıdır; bir yanlış yapılmış olsa, herhangi bir yerde bu mutlaka karşılığını bulur. Ama bir yanlış yapılmış diye de işin başında ön yargılı davranmak asla doğru bir davranış olmayacaktır.

                -Gerek sağlık hizmetleri, gerekse yeni teknoloji anlamında ülkemiz dünya ile yarışabilecek du-rumda mı?

                Şöyle ifade edeyim; 2008'de OECD, büyük bir rapor yayınlandı. Ve raporunda; “Türkiye sağlıkta dönüşümle çok yönlü, devasa bir reform gerçekleştirerek vatandaşının sağlık hizmetine ulaşmasını sağladı. Dünyanın Türkiye modelinden ve örneğinden alacağı çok şey olabilir.” ifadesine yer verdi.

                Söz konusu tarihte global krizin kapıda olduğu günleri yaşıyorduk. Ve Raporda şu ifade de yer aldı; “Veriler çok iyi, ancak Türkiye büyümesine devam edip bunun sürdürülebilirliğini ne kadar sağlayacak, dikkatli olmalı.” Şimdi Allah'a şükür bakın 2012 yılındayız. Dünya büyük bir global kriz yaşadı. Tabi ki biz de ondan etkilendik. Ama bugün, Türkiye dünyanın en hızlı büyüyen birinci ülkesi oldu. Çin'in, Hindistan'ın da önüne geçtik, yüzde 11 büyüdük. Türkiye daha da büyümeye devam edecek. Sağlıkta yaptığımız önemli atılımların en önemli kaynaklarından biri; Türkiye'nin istikrar içinde ekonomisinin gelişmesidir. Tamam, Baş-bakanımızın talimatıyla Sağlık Bakanı olarak bu programın elbette odağında ben vardım. Ama ekonomi yönetimlerinin başarılı davranışları, sağlık harcamalarıyla ilgili bizim bütün ekonomi yönetimiyle birlikte yaptığımız kamuoyunu, vatandaşı koruyan uygulama-lar olmasa biz bunları yapamazdık.

                OECD'den sonra Dünya Sağlık Örgütü’nün raporları geldi, çeşitli makaleler çıktı. Anne ölümlerinin azaltılması, bebek ölümlerinin azaltılması, bulaşıcı hastalıklara karşı verilen çok önemli mücadele, sigara mücadelemiz, işte obeziteye karşı başlattığım mücadeleler, koruyucu sağlık, aşılamalar, hamile takibi, be-bek takibi bunlar bütün dünyada çok büyük takdir topladı.

                Tıp aleminin çok iyi tanıdığı ve çok muteber olan “British Medical Journal” adlı tıp dergisinde bir makale yayınlandı. Başlığını Türkçeye çevirdiğimiz zaman şöyle bir anlamı var, diyor ki: Geri kalmışlıktan ya da hantallıktan liderliğe. Türkiye'deki sağlık sistemi böyle tarif edildi. Türkiye, vatandaşlarına sağlığı ulaştırma konusunda gerçekten dünyanın lider ülkeleri arasına girdi. Ve biz bunu yılda kişi başına 600 dolarlık bir sağlık harcamasıyla gerçekleştirdik. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde kişi başına yılda 7 bin 250 dolar sağlık harcaması var. Peki, her şey tamam mı? Her şey tamam da değil.

                Ben şöyle söylüyorum; Bizim sağlık sistemi-miz AK Parti hükümetlerinden önce 10 üzerinden 2,5'ten 3 alırdı. Şimdi kaç alır dersiniz? Hep benim kafamda şöyle bir üniversite hocası olarak 7,5-8 gibi bir rakam var. Zaten vatandaşımızın memnuniyeti de yüzde 73 oldu, birbiriyle de örtüşüyor. Yüzde 39'dan 73'e çıktı. Not değerlendirmesi iyi. Zayıftan iyiye geldik. Artık şimdiki hedefimiz, ustalık zamanı, pekiyi alma zamanı.

                Önümüzde şehir hastaneleri, sağlık kampüsleri projeleri var. Buralarda da sanayi kuruluşlarımız gibi işini çok iyi bilen bir kuruluşlar mutlaka önemli yer alabilir. İş geliştirme ve iş büyütme anlayışını hedef alan kurumlar. Sağlıkla ilgili olarak medikal sanayi kümelenmesi oluşturularak daha da geliştirilebilir. Bir taraftan kanunu yaptık, mutlaka kanunun gereklerini birlikte yerine getirerek işi geliştirmeye çalışacağız. Bir taraftan da üniversitelerimize sesleniyorum, bu ortaklık anlayışına üniversitelerimiz de iştirak etsinler. Üniversitelerimizin, bu arayışı içinde olması lazım, her zaman biz onları aramayalım. Gerek ilaç gerekse tıbbi malzeme açısından ürünlerin yurt dışına pazarlana-bilmesi için mutlaka iş birliği içinde olunması gerektiğini belirtmek isterim. Tek tek firmalar bu pazarlamada zayıf kalabilirler. Çünkü dünya bu açıdan çok ciddi bir mücadele alanı haline gelmiş durumda.

                -Kamu Hastanelerinde hizmet alımı ne durumda? Bu sistem tuttu mu?

                Kamu hastanelerinin geçmişte mevcut olan hantal yapısını değiştirmek gayesiyle, başta görüntüleme hizmetleri olmak üzere birçok tıbbi hizmet için özel sektörden hizmet alınmasının önü açıldı ve hastane hizmet yapıları hızla gelişmeye başladı.

                Son 5 yıl içinde hastanelerimizin tamamı bilgi işlem alt yapısını kurarak bütün hizmetlerini kayıt altına aldı. Devlet hastanelerimiz, hizmet için gerekli donanıma sahip olmak için yıllarca ödenek beklemekten kurtuldu. Özel sektörden hizmet satın alma imkânı sağlandı. Her geçen gün daha fazla yetki devredilen ve bugün bile büyük oranda yerinden yönetilen kurumlar haline gelen hastanelerimiz yerinden yönetilen kamu kurumları olma yoluna girdi. Hastanelerimizi tıbbi cihaz fakiri olmaktan kurtardık. Modern tıbbın hizmetine giren son teknoloji cihazları birçok gelişmiş ülkeyle aynı zamanda vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Vatandaşlarımızın 182 Çağrı Merkezini arayarak gerçek zamanlı operatörlerden istedikleri hastane ve hekim için randevu aldıkları uygulama ile, Hastanelerde daha iyi bir kaynak planlanması yapılarak vatandaş/hasta memnuniyetinin artırılması ve hastanelerde gereksiz beklemelerin sonlandırılması sağlandı.

                -Son olarak 10 yıldır ülkemizin Sağlık Bakanısınız.  Bu zor görevdeki başarınızı neye bağlıyorsunuz?

                Bu başarı başta hükümetimizin ve Sayın Başbakanımızın başarısıdır. Bizlerde hükümetimizin programları ve hedefleri doğrultusunda çıtayı yükseltmek için gece gündüz çalışıyoruz. Başbakanımızın talimatları ve bize sağladığı kolaylıklar en büyük sırrımız…Vatandaşa hizmeti borç olarak görüyoruz… Sağlık çalışanlarımızın gece gündüz fedakârca gayret etmeleri bence takdire şayandır… Başarı birlikte aynı hedefe inanıp çalışmakla geliyor…

Derginize yayın hayatında başarılar diliyorum…

 
<< Geri